Geçen ay sinyallerini verdiğim kararı aldık! Burcu ve Begüm'le birlikte konuya dair bir çember yaptık ve kim kaç para koydu, ne kadar harcadık gibi konuları takip etmeyi durdurduk. Dolayısıyla, en azından yeni bir karar alana kadar bütçe durumlarını paylaşmayacağım.
Şu anda para kasemiz yine ortada, yine -misafirler dahil olmak üzere- isteyen istediği kadar koyuyor, isteyen istediği kadar kullanıyor; tek fark konuyla ilgili hesap kitap yapmayı aradan çıkarmış olmamız.
Zaten konuyla ilgili istek duyan tek kişi bendim. Ne Burcu'nun ne de Begüm'ün böyle bir eğilimi vardı. Hem her ay aşağı yukarı aynı harcamaları yapmamız, dolayısıyla bunun çok da gerekli olmadığı düşüncesi hem de B&B'nin hesap-kitap ile yaşamaktan çok da memnun olmamaları bu kararı getirdi. Ha bir de, bütün bunları takip etmek zaman zaman bana da zor geliyordu.
Ben nasıl hissediyorum, ne düşünüyorum? Doğrusu, tercihim bunu bu kadar da akışına bırakmak değil. Zira hesap-kitap yaparken de "sen şu kadar verdin" "ben bu kadar harcadım" düşünceleri zaten yoktu ortada. Ama yine de ortalama ne harcıyoruz, ben ne kadar para koysam adil olur gibi konuları takip etmeyi ve bunlara göre hareket etmekten memnundum. Ayrıca her ay yakın değerler de çıksa, bunları defaatle paylaşmak, başkalarına umut veriyor; bunu da görüyor, duyuyordum. Zira bir yazıyı görmeyen bir sonraki ayı görebiliyor veya bir kez okuyup kulağına kar suyu kaçan, bir sonraki ayı da okuyunca bu sefer kulağına kartopu yiyebiliyor ve hayatında değiştirmek istediği şeyleri değiştirmek için paranın ve geçimin o kadar da büyük bir dert olmayabileceğini görebiliyordu. vs vs...
Bunla birlikte arkadaşlarımın isteklerine saygı duyuyorum ve bu kararı oybirliğiyle aldık. Bir süre bu şekilde devam edelim bakalım. Sonrasında yeni yeni denemelere fırsat bol, nasıl olsa.
Durumlar böyle canlar.
Emre
Not: Bütçeye dair yazıları görmeyenleri Ocak ayı bütçesi , Şubat ayı bütçesi ve Mart ayı bütçesi yazılarına davet edeyim.
1 Mayıs 2015 Cuma
12 Nisan 2015 Pazar
Topluluk Can'dır- Burcu
TOPLULUK, TOP, LULUK, LULU,KKKKHKKHH
Ne alla seversen bu ya? Yeni moda
bişeydir gidiyo…Orada topluluk, burada şurada topluluk lafları eveleniyor
geveleniyor.
Topluluğun sözlük anlamıyla
başlayalım derim. En sevdiğim başlangıçlar böyledir benim. ‘Söz’lük. Sözleri
barındıran kap. Sözleri saklayan nesne, sözlerin aktarımını sağlayan araç… Sözlük,
suluk gibidir yani. Suyu taşıyan kap. İçinden su içtiğimiz nesne. Suyun bir yerden
bir yere taşınmasını sağlayan araç gibi… Sözlük iyidir. Sözlük anlamıyla
başlamak bir kavramı anlatmanın en kuvvetli yoludur.
Topluluk, top etrafında bir araya
gelen bir takım canlı cansız varlıkların tamamına denir. Ben sözlüğün
elçisiyim. Elçiye zeval olmaz, olmaz da kime olur? Top, menşei bilinmeyen bir
oyun aracı, içinde yaratıcılığın bin çeşidini saklı tutan, insan evladının
çocukluk dönemine referans veren bir nesne, insanı, gördüğünde zamanda yolculuk
yapmaya teşvik eden bir araç adeta.
Top için söz hakkı doğdu, şimdi
topluluğun öznesi olan top’a kulak verelim.
Ben bir topum.
Kimi zaman plastik, kimi zaman
deri, kimi zaman da keçeden bir top.Tanımlanamaz bir şeklim var. Önüm, yanım,
altım, üstüm hep bir, hep eşit. Koşullar elverirse sonsuz hareket etmek gizil
gücümdür. Neşeliyimdir, oyunbazımdır haliyle… Çocukları peşimden koştururum,
oraya buraya zıplayan bir yanım da vardır, yerde sürünen ve havada uçan yanım
da... Renkli kişiliğim, çeşitli boylarım ve tarif edilmez bir çekiciliğim
vardır. Birçok diğer nesne beni taklit eder. Dünya gibi… Dünya bile hatta daha
da ileriye gidiyorum Güneş bile bana imrenmiştir. Evrende hiçbir şey benim
kadar renkli, neşeli, hayat dolu, hareketli ve oyunbaz olmamıştır. Ben vazgeçilmezim
ben bir topum.
Evet topa yeterince söz hakkı
verdik. Ne diyorduk? Topluluk değil mi?
Topluluk neşe, oyun, hayat,
eşitlik, gizil hareket gücü, çeşitlilik etrafında olan enerjidir. Bazen insan
suretine bürünür bu enerji, onca insanı bir araya getirir, adeta mıknatıslar.
Toplulukta yaşama deneyimi kaç
yaşında olursa olsun insanı yeniden ana rahminden çıkmaya zorluyor bence. Kimileri
önce sevilmeye açıyor kendini, üzerindeki bütün kıyafetlerle, makyajla,
kafasındaki sayısız ezberle, öğretiyle, düşünce ve inançla dahi sevileceğine
dair bir inanç gelişiyor yüreğinde. Bırakıyor kendisini “topluluk ananın”
kucağına. Sevgiyle sarmalandığında yavaş yavaş buzlarının eridiğini,
kıyafetlerini değiştirmek istediğini, makyajının akıp gittiğini, öğretilerinin
yerine başkalarının gelip yerleştiğini, ezberlerinin dönüştüğünü gözlüyor.
İzleyici olur toplulukta bazen insan, özenir bu sevgiye içten içe ama ne
verebilir ne alabilir ki! Uzaktan izler ana rahmine geri dönmeyi seçenleri.
Onlara bakar, kendine bakar… Dokunur yüzüne bir cesaret, maskelerini fark eder,
makyajının altında daha önce hissetmediği dudaklarını, kulaklarını, gözlerini
hisseder. Hiç kolay olmaz bu fark edişler, hiç de hızlı olmaz soyunmak,
arınmak, derin kuyulara ip salmak. Derin kuyulara ip salmaktır toplulukta
yaşamak…
Ana kucağından topluluğun çemberine girişe kadar geçen yıllarda üzerine
yapışan ne kadar sıfat varsa tek tek yüzleşmektir, bir bir ayıklamaktır onları, seninle büyümüş, seni büyütmüş, çevrende kim varsa onların sorularını da yüzlemektir, yaratıcı yanıtlar bulmaktır…
Sadece kendini değil, doğduğun dünyayı, varlık sebebini, tabiat kanunlarını,
toplumu, siyaseti, açlığı, yokluğu, bir paraya satılan aşkı, yıkıcı iktidarı, görülmüş
görülmemiş bütün soytarılıkları ve bütünün parçası olduğumuzu kavrayıp kabul
edebilmek… Kolay iş mi kabul etmek? Ancak bir aradaysak mümkün, birlikteysek mümkün kabullenmek!
Bütün
bunları diyorum diyorum da… İnandığım için diyorum. Sevildiğim için diyorum.
Sevilip, sarmalandığım, soyunabildiğim hala soyunmadığım birçok şeyim olduğu
için diyorum.
Topluluk Can'dır! Büyük ailedir topluluk, gelmiş geçmiş bütün aileleri içine alır.
11 Nisan 2015 Cumartesi
Burcu'nun Oyunu
Bir oyun oynayalım dedim kendi kendime.
Oyunun ismi “tanı, kulak ver, hisset”.
Tam şu anda ne yapıyorsun?
Hangi ses çalınıyor kulağına?
Tanıdığın zaman etrafına, ilk ne
çarpıyor gözüne?
Burnundan giren nefesi fark et,
hangi koku eşlik ediyor nefesine?
Bugünlerde ne şaşırttı, ne
heyecanlandırdı, ne mutlu etti seni? Bugünlerde seni üzen bir şey oldu mu?
En yakın ağaca ne kadar uzaksın?
Nasıl bir ağaç ola ki bu?
En son ne zaman daha önce hiç
görmediğin bir kuşa rastladın?
“Komşu komşu huu” diyen oldu mu oturduğun
yerde? Ne anlattın ona, ne anlattı sana?
Önce ben yanıtlayayım sonra sen…
Tam şu anda tıkır tıkır yazı
yazıyorum. Bak, yazdım ve geçti işte “tam şu an”… Zamanın büyüsünü
derinliklerimde hissediyorum yazarken. Hep orada olan hiç geçmeyen “an”ın yanılsamasını
hatırlamama yardımcı oluyor yazmak.
Kulağımda, sobanın içindeki
havayı telaşla çeken rüzgarın sesi var. Oysaki bugünlerde bize kışı hatırlatan
rüzgâr ile daha yeni anlaşma yapmıştık; zamanında, yerinde ve yeterince
yapacaktı ziyaretlerini. Anlamaya çalışıyorum tabiatın doğasını, ilmini. Sadece
çalışıyorum…
Tam karşımda yarı aydınlık
baharat kokan mutfak, sol yanımda hikâye dolabı, içinde masallar, büyüler,
niyetler, dilekler, renkler, emekler, oyunlar, fallar, para kasesi, kristaller,
balmumları… Daha bir yıl olmadı taşınalı ama her yerinden anı taşıyor evimizin,
etrafıma şöyle bir baktığımda(tanıdığımda) o anılara dair hikayeleri görüyorum.
Geçenlerde yine soğuk olduğunda
ekmeği sobada pişirmiştik, ben yemeğin sohbetine dalmış ekmeği unutmuş üstünü
azcık yakmıştım. Şimdi derin bir soluk alıyorum ve soluğuma misss gibi ekşi
maya eşlik ediyor.
Bugünlerde tarifi zor duygular
var içimde; hafif bir telaş, hafif bir ne yapacağını bilememe hali, hafif bir
heyecanla dolu kararlılık, hafif buruk bir neşe, hafif kuvvette bir iştah,
hafiften hallice bir iyimserlik, hafiften hallice bir arkadaş özlemi.
Bahardandır… J
En yakın ağaca 15-20 adım kadar
yakınım. Üstü koyu altı parlak, altı koyu üstü parlak yapraklı, meyvesiyle
kahvaltımızı şenlendiren, adına kitaplar döşenen kıymetlimiz ağaç…
Daha önce hiç rastlamadığım bir
kuşu görmedim yakınlarda ama sesini işittim. İki üç gün önceydi sanırım, kulak
kesildim bekledim görürüm diye ama fıstık çamının sık dikenleri arasında
saklandı, çıkmadı.
Bu sabah Güllü Abla “Huu” diye
ünledi, elektriğin kesilmesiyle yoğurdu da dövememiş başka iş de tutamamış bize
gelmek istemiş. Gelirken de eli boş gelmedi, şu sıralar çok cömert tavukların
yumurtalarından getirdi. Bahçeye, fidelere ve tohumlarımıza baktı, bir sürü
tavsiye verdi, köyden haberleri iletip gitti. Öğleden az sonra ziyaret sırası
bizdeydi; Refiye Teyze’ye uğradık, kırptıkları kuzu yünlerine baktık, keçe ile
uğraştığımı duyunca “bize de öğret, çıraklık edeyim sana” dedi. Bu kadar güzel
bir kadın en son ne zaman gördüm bilmiyorum. Sanırım kocaman gülüşü ve
şirinliğiydi onu güzel yapan. Öğleden çok sonra da Yörük Mehmet Amca’ya ve
Hatice Teyze’ye ziyaret yaptık. İkramları mideye, hediyeleri de çantaya
doldurup eve döndük. Hep aldık hep aldık gibi görünüyor gibi geldi şimdi; önce
yumurta sonra kuzu yünü en son da bal, zeytin, yağ…
Peki ne verdik? Komşuluk, komşuluk, komşuluk J
Çandır’da Burcu’nun halleri böyle
bugün ve oyun da şimdilik bundan ibaret.
Hele sen de bir tanı, kulak ver,
hisset…Neler oluyor, neler bitiyor, ses ver…!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)